...:::\\\///:::...DİLRANA...:::\\\///:::... - Blogcu



...:::\\\///:::...DİLRANA...:::\\\///:::...

11/5/2009 - Kısa Bir Ara Ya Sonra...

Es selam-ü Aleyküm Rahmetullah ve Berakatuhu… Ebeden ve Daimen…

 

Selamların en güzeli sizlerin üzerine olsun…

 

Kısa bir ara diye adlandırdığım kısa bir süreç ki Peygamber ocağı diye adlandırdığımız askerlik…  Kısa bir ara ama elveda değil, ayrılık ya da hüzün hiç değil bırakıp gitmekse asla.

 

Bir süre belki bu kadar sık giremeyeceğim net ortamına ve buradaki dostlarla daha seyrek görüşeceğiz belki olsun dualarımız birlikte olsun, yürekler birlikte olsun, kelamlar birlikte olsun…

 

Arkadaşlar mayıs ayı sonu gibi ilk durağımız Burdur’a yola çıkacağız inşallah Burdur da bizi tanıyanlar arkadaşlar ve dostlar varsa görüşüp muhabbetleşmek isteriz yoksa da ben bütün dostları kendimle birlikte zaten götüreceğim…

 

Bu güne kadar kırdığımız ya da incittiğimiz dostlar yahut arkadaşlar olabilir kırılmış yada kırmış olabiliriz benim birilerinde hakkım varsa helaldir sizlerde kardeşinize arkadaşınıza “Hakkınızı Helal Edin…”

 

Ara ara eğer fırsat bulabilirsek yer ve zaman bize yardımcı olur nete girebilirsek elimden geldiğince ulaşmaya çalışacağım olmazsa da döndüğümüzde konuşacak çok şey olacak…

 

Daha diyecek çok sözümüz var…

 

Allah’ın Selamı ve Nuru üzerinize olsun Dualarınızda hatırınıza gelebilirsek ve dualarımızda buluşabilirsek ne mutlu bize…

 

Kısa Bir Aradan Sonra Görüşmek Üzere…

Muhabbetle…

 

Hasip ÇİFCİ

Geeldiğimizde çok konuşacak yazacak şey olacak görüşmek üzere arkadaşlar... Dua ediniz...

Edeb Ve Edebiyat adına diyeceğiniz söz varsa biz gelene kadar dostlarımızla paylaşın geldiğimizde daha güzele doğru yürüyeceğiz hep birlikte...

Http://www.nakkasiye.com/forum

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2009 - Bir Mesafelik Can...

Diyordum ya hep bir şiirin ezgisinde

Senli bir kırık kırlangıç türküsü yüklenir

Omuzlarımda dinmeyen ağrılar

İmam efendi minberden yeni indi

Biraz ağıt mı yükseliyor tahta oyuklardan

Biraz zayıf mı kalıyor dilim hüzünlere…


Hani aşk yanığı cümleler yükselirken göklere ay kutsanmış bir mabet gibi korunmuştur kendini rüzgârdan dumanlar yükselirken gök sancılar içinde bir sabahın gelişine haber verir, sancı artar kızıl bir bulut belirir tan yerinde kıskandığın bütün kelimeler döküldükçe, alnından aşağı sızan kan kırmızısı renkleri düşlerine katarsın…


Aşk değildi bu, öyle sevdanın adı konmamış cehennem yüklü sevdalıları da değil, olsa iki kelime eşelerken yüreğimi bir kalemin ucuyla hayretler içinde izleniyorsun, bilmediğin bir yürek kanıyor sen kalemi batırırken içine…


Derdim ya derdim, diye derdini sahiplenen

Dertsiz bir düş yolcusu çıksa da eşiğine

Git diyemeyen bir lâl olur dilim

Ateş nasıl kavurursa toprağı

Ateşe ahenk veren aşkın sahibine

Bir hamd edasıyla yaklaşmaya çalışırsın…


Oysa birkaç cümle kurulsa bilirsin ki bütün yolculuklar sonucun başlangıcı, bütün ölümler yaşamın sonsuzluğu, bütün kelimeler biten bir şiirin son mısrasında yer alır. Dediğim dediklik bir şeytani vasıfla kahır yüklü bir merkepten farkı varsa insanın, düşünerek doğru yolu bulması yahut gittiği her yolun doğrulara ermesidir…


Ölürken bir ağaca sırtını verir, sonra ağaç sırtlanlaşır birden arkana bir taşı almadığına bin pişman. Ellerinde gözyaşlarından arda kalmış kum fırtınaları, ellerinde bir Leyla’nın göz kapakları son nefesini kolunda vermiş bir sevgili varken ihanetin duvarları karşında bir ağlama ve utanç kitlesi, düştüğünü sanarak aslında en dipte düşmemek için tutunmak, yükseklerde olduğunu sanan bir aptalın sureti yüzünde…


İçimde küllenmiyor bir kan sehpası,

Ayaklarım ucunda idam/ın karabasanları

Son kalan devrik kalmış hüzün yüklü cümleler

Daha zamanın var diyen Azrail yanı başımda

Koyu bir muhabbet var ölmekle kalmak arası

Koyu bir gün batımı aydınlığın karşısında…


Ve ucu çatallanmış ölü bir şehrin isyan karargâhında kaç mertebe düştük, düşünürken bir kırık mızrap ardında sallanan darağacı, kendi ellerinle suladığın sümbül ağaçları karşında. Duyabildiğini sanmadığım bir haykırışla en sevgiliye yalvarışlar duymadığını sandığımız sessiz ağlayışlar…


Sürüngenlik diz boyu yükselirken tufanlardan, geriye kalmış birkaç taş üstüne taş, bağladığın beline şerit değil; damarlarımdan çektiğin kızıl kan sevdiğim…


Dipsiz bir düşüşle düşerken en derine, en aşağılık mertebe senindir bundan böyle. Birkaç kelime ya da birkaç gözyaşı kaldı ellerinde. Tutunmaya çalıştığın ağırlıklar seni dibine çekiyor hüzünlerin, oysa ölmeyi ölümlü bir hayalde becerebilenlere yemin ederken birkaç lahzalık vakit vardı yanında ve birkaç umut treni…


Her şeye rağmen sahipsiz köle satıcılarında sahibini satan kölenin ahuzarını almış bir efendi kadar aşağılanmış aşklar var…


Söz ölmeyeceğim bundan ibaret bir son baharda dileğimiz odur ki bir Leyla’nın kollarında değil bir cennetlik hurinin kollarında şahadet şerbeti içen şehitler ölmüyor sevgili…


Ölmüyor…


Hasip ÇİFCİ / Minare Dergisi sayı 4

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2009 - En Fazla Senden Geçtim…

 

Bir ümit ve düşerken son sözlerimdir

Kararı verilmiş bir duruşmanın son sözü

Sinemde karanlık düşlerin son perdesidir

Dik durmaya çalıştım yıkıldım…

Bilmediklerim boynumda halat oldu da

Bildiklerim benden vazgeçti…

Şimdi ağırlaşmış nikotin fırtınaları içtim

Kalemden geçerken ayağıma dolanan

Aşklar benden geçti…

Sinemde sakladığım hüzünlerle birlikte

Farklı Leylalar seçtim

Kırdığım onca gönle rağmen

Kırmadıklarım benden vazgeçti…

Şimdi cehennem dolu kadehler seçtim

Derdimle dertlenen candan geçerken

Dertsiz deryalar içtim

Şiirler yazdım, kalem benden

Ben bilinmeyen sevdalardan

Sevdalar benden vazgeçti…

Düşünürken yazdıklarımda

Yazamadıklarımdan seçtim

Ölürken son nefes uğruna

Senli rüyalardan

Adın/sız lügatlerden

Senin olduğun bir dünyadan

İşin aslı

Her şeyden geçtim de

En fazla senden vazgeçtim…

Hasip ÇİFCİ / Minare Dergisi sayı 5

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2009 - Can Veren Cana...

Can Veren Cana…

 

And olsun…

 

Suya can veren aşkın nur-u ilahisine...

 

Ki Leyla’nın gözlerinden akan her damla, Huu… ile fısıldanır suyun ahengine. Ateş kokan elleri ve bir fırça darbesi vurur gecenin esrarına.

 

Bütün incileri dökülür gecenin ve yıldızları avuçlarsın, gece bir solukta can verir kollarında. Elinde binlerce ton silahıyla istediğince boyar kaderini.

 

Söz ki kifayetsiz kaldığında, kalem düğümlenip kendini bir ötenazi masasına attığında son çare, bütün kifayetsiz anlatımlar sözsüz bir şarkının nakaratları gibi süzülür rengârenk…

 

Sonra;

Keyfi bir acıyla ellerinden damlayan kana aldırmadan, avuçlanmış gül dalları ne çok yakışmıştı sana…

 

Aşkın sus olduğu, aşkın göz olduğu, aşkın hâl olduğu bir yangının alevsiz halidir sen… Bir damlası suyun aks-inde, elleri kınalanmış bir gelin gibi zerre miktarı akar, suyun rengine o anda zaman miladını doldurmuştur fırçanın ucunda.

 

Duru bir benlikle şimdi hangi rengi istiyorsun dercesine sarılır ruhuna, hangi renge boyayalım geceyi aşkın hatırına, gül ile mi süsleyelim acıyı, vav ilemi anlatalım heceyi…

 

Ruhu ilahiye ye verilmiş bir yürekle taş basılmış, gönül bağı ve sım sıkı sarılmıştır zamana, nice sırlar saklıdır her ahu zarında… Kim bilir, nice şiirler saklıdır oysa bir taşın bağrında, kaç Leyla saklıdır gök mavisi fontunda…

 

Ilık rüzgarlar ile dağılan saçların belirir göz kapaklarında ve ellerinden akan koyu renk mürekkeple dolarsın köhne oyuklara ki elin değdi mi, bin can verir paslı tuvallere.

 

Bir ateş yüzlü sevgi akıtırken toprağın bağrına yahut sus verdiğin bütün kırıklıkları çığlık çığlığa vururken, Leyla suretli elif uğruna gece kıskanacak siyahını çaldığın duvarlardan...

 

Aklından bütün korkular düşüyor, gecenin karanlığını çiziyorsun siyahın alnına ki en beyaz utanır kirli oluşuna...

 

Ay düşer, güneş yükselir, yıldızlar gecenin karanlığından sana sığınır da sen gönlünün huzurunda karanlığa dahi yer verirsin…

 

Efsun-i bir nefesle sunsan sırrı ney ile kulak sağır, göz ama, dil lâl olur sonra susarsın gecenin bir yerinde bütün gök kubbe senin eserin olur, konuşsan düşecek sanıp gökleri bir kalemde siliyorsun.

 

Şimdi bütün renkleri sen boyuyor, bütün aşkları sen yazıyorsun…

 

And olsun ellerinden gül dökülen nakkaşa

Ve and olsun aşkın gerçek sahibine,

Aşkın tarifini en çok sen biliyorsun…

 

 

Hasip ÇİFCİ / Minare dergisi sayı 3

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

.:***:.Hasip Cifci.:***:.

Aşk İçin Ölmenin Kaç Tarifi Kaldı... Şimdi şiirlerde ölmenin zamanı...

***Gel-Gitlenmeler***

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

***Kategoriler***

***Ahsen Kıyıları***

suskunadam
nakkasiye
yarenlice
filbahar
seherevurgun
esrariask
umuduvisal
yaseminn18
eby3457

***Videolarım***

***Müziklerim***

Bu Gece - Ugur Isılak Seni icimde terk ediyorum - Kahraman Tazeoglu Canin Olayim - Ugur Isilak S�z..Olecegim Bu Aksam - Abdulsamet Kılınc-Siir Hasip �ifci Daha Kac Tokat Atacaksin - Kahraman Tazeoglu Artık Gelme - Mehmet Ercan En Fazla İ�imde Ol�rs�n - Kahraman Tazeoglu Madem aşkın cemresidir g�nl�n - kahraman tazeoglu Askin Cenazesi Var - Ugur Isilak Sevdan İle - Gaye Aksu